Sıyrılıp koparılan: Teknoloji tekellerinin siyasi iktidarla sansür işbirliği

Grup Yorum’un YouTube, Spotify, Apple Music ve Deezer’daki şarkılarına erişim engeli getirildi. Hiç şüphesiz bu, siyasi iktidarla teknoloji tekelleri arasındaki işbirliğiyle gerçekleşti. Grubun dijital varlığının silinmesi de bu işbirliğinin yalnızca içerikleri değil, kolektif hafızayı da hedef aldığını ve sesimizin nasıl susturulduğunu gösteriyor.

Google, Meta ve X gibi dünya genelinde dijital kamusal alanı belirleyen teknoloji devleri, Türkiye’de uzun süredir ifade özgürlüğü, haber alma hakkı ve dijital yurttaşlık açısından ciddi sorunlara yol açan bir yapının parçası hâline gelmiş durumda. Siyasi iktidarının yönlendirmesiyle alınan erişim engeli kararları, bu devler tarafından sorgulanmadan, neredeyse otomatik bir prosedür gibi, olağanüstü bir hızla uygulanıyor. Olan ise sadece içeriklere değil, doğrudan demokratik haklara, yurttaşların bilgiye erişimine ve kamuoyunun sesine oluyor.

Yargı bağımsızlığı konusunda güven duymayan geniş bir kamuoyu nezdinde, çoğu zaman hukuki denetimden bile geçmeden alınan erişim engeli kararları, teknoloji tekelleri tarafından hiçbir sorgulama yapılmaksızın uygulamaya koyuluyor. Bu kararların büyük kısmı, herhangi bir suç unsuru içermeyen, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kalan içeriklere yönelik.

X paylaşımları ve hesapları, Google arama motoru sonuçları, YouTube videoları ve kanalları, Instagram hesapları ve gönderileri, Facebook hesapları ve gönderileri ile bu tekellere bağlı diğer sosyal medya platformlarındaki içerik ve hesaplarımız, görünürde yasal ama gerçekte keyfi kararlarla bir anda erişime engelleniyor. Ve bu “görünmez sansür,” platform algoritmaları sayesinde o kadar sessiz ve sistematik işliyor ki, çoğu zaman kamuoyu bunu fark ettiğinde çoktan geç kalınmış oluyor.

Tekellerin sahte “hak savunuculuğu”

İfade özgürlüğünü, bilgiye erişim hakkını ve demokratik değerleri savunduğunu sıkça dile getiren bu platformlar, iş Türkiye gibi otoriterleşmiş rejimlerle ilişkilerine geldiğinde, bu söylemleri hızla geri plana atarak kâr odaklı bir tavır sergilemekten çekinmiyor. Meta’nın “topluluk kuralları”, Google’ın “şeffaflık ilkeleri” ya da X’in “ifade özgürlüğüne bağlılığı”, politik baskılar karşısında yalnızca batı demokrasilerine yönelik PR malzemesine dönüşüyor. Çünkü bu tekeller için adil yargılanma, anayasal haklar ve temel özgürlükler sadece şirketin itibarına ya da ticari çıkarlarına zarar gelmediği sürece dikkate alınan ikincil konular.

Bugün milyonlarca insan bu platformlarda saatlerini geçiriyor; içerik üretiyor, gönderi paylaşıyor, video çekiyor, yorum yapıyor, gündem yaratıyor. Tüm bu faaliyet, platformlara muazzam bir veri ve reklam geliri akışı sağlarken, kullanıcıların büyük çoğunluğu bu emeğin karşılığında hiçbir maddi kazanç elde etmiyor. Ancak aynı kullanıcılar, yalnızca birkaç cümlelik bir haber linkini paylaşmak istediklerinde, siyasi gündemle ilgili düşüncelerini ve/veya iktidarla ilgili eleştirilerini yayımlamaya hazırlandıklarında kendilerini şu sorularla baş başa buluyor: “Bu paylaşımım erişime engellenir mi”, “Başıma bir iş gelir mi?”, “Tutuklanabilir miyim?”

Bu sürekli tetikte olma hâli, yalnızca bireysel bir kaygı değil, sistematik bir otosansür rejiminin doğal sonucu. Teknoloji şirketlerinin iktidar odaklı bu işbirlikçi tutumu, ifade özgürlüğünü yalnızca hukuki değil, duygusal ve zihinsel olarak da daraltıyor. Kullanıcılar zamanla sadece konuşmaktan değil, düşünmekten ve hatırlamaktan da uzaklaşmaya başlıyor. Böylece bu platformlar, bir zamanlar demokratik katılım alanı olarak görülen dijital ortamı; edilgenliğin, sessizliğin ve içe kapanmanın hüküm sürdüğü bir dijital gözetim alanına dönüştürüyor. Susturulan yalnızca bireysel sesler değil, eleştirel düşünce, ortak hafıza ve direnç kapasitesi de oluyor.

Grup Yorum’un 454 YouTube videosu ile Spotify’daki albümleri erişime engellendi

Bu sürecin ne kadar sistematik, kapsamlı ve güncel olduğunu anlamak için yalnızca dün yaşananlara bakmak bile yeterli. Grup Yorum’un iki ayrı YouTube kanalı ile platformdaki 454 videosuna erişim engeli getirildi. Bununla da kalmadı, grubun Spotify ve Apple Music gibi küresel müzik platformlarındaki şarkıları ile Deezer’daki sanatçı sayfası da eş zamanlı olarak erişime engellendi. Siyasi iktidarın talebi, teknoloji tekellerinin işbirliğiyle sıyrılıp koparıldı adeta Grup Yorum’un dijital varlığı.

Bu sadece bir sanat grubunun dijital varlığının değil; politik hafızanın, kolektif müziğin ve alternatif kültürün hedef alınması anlamına geliyor. 

Ve elbette Grup Yorum bu hikâyedeki tek figür değil. Uzun süredir sınırlı imkânlarla ama olağanüstü bir titizlikle çalışan ve profesyonel medya kuruluşlarına taş çıkartan işler yapan bağımsız yayımcı Mind Vorteks’in YouTube kanalına da erişim engeli getirildi. Mind Vorteks ekibinin derinliki araştırmalar sonucunda ortaya koyduğu yapımlar, devletin ve medyanın gözünden kaçan karmaşık toplumsal olayları anlamlandırma çabasıydı. Dolayısıyla kanalın engellenmesi, yalnızca bir bireyin değil, kamusal aklın da hedef alınması anlamına geliyor.

Ayrıca çok sayıda Kürt gazetecinin YouTube kanallı da bunlarla eş zamanlı olarak erişime engellendi. Bu, belli ideolojik ya da politik gruplara yönelik sistematik bir içerik temizliğinin göstergesi. 

Üstelik bunlar yalnızca kamuoyuna yansımış olanlar. Göz önünde olan, sosyal medyada fark edilen, bazı takipçiler tarafından duyurulan erişim engellemeleri. Henüz kamuoyuna yansımamış, herhangi bir resmi karar metnine ulaşılamamış, algoritmaların sessizce ortadan kaldırdığı çok sayıda içeriğin erişime engellendiğini tahmin ediyorum. Bu da bize Türkiye’de dijital sansürün artık yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda bir sessizlik teknolojisi olduğunu gösteriyor. 

Bu sadece buzdağının görünen kısmı

Yıllardır alan adları, sosyal medya hesap ve gönderileri, Google arama motoru sonuçları, Google yorumları, e-posta adresleri, YouTube kanalları, bloglar, blog yazıları ve benzeri dijital materyallere getirilen erişim engellerinden söz etmiyorum bile. Bunları da işin içine kattığımızda şu ana dek engellenen dijital materyalin sayısı on milyonları rahatlıkla geçiyor. 

Yani internet sansürünün kapsamı, çoğu zaman kamuoyunda göründüğünden çok daha geniş, daha sistematik ve daha derin. 

Zira söz konusu rakamlar sadece niceliksel bir veri seti değil, aynı zamanda demokrasinin görünmez ama derin kayıplarına işaret eden sembolik göstergeler. On milyonlarca içerik bir daha ulaşılamamak üzere sessizleştiriliyor. Bu içerikler silindiğinde, yalnızca bilgi değil, onun yaratabileceği toplumsal dönüşüm ihtimali de yok oluyor.

Usandım: Düğünde kalabalığız, cenazede yalnız

Bu nedenle bir internet kullanıcısı, bir yurttaş olarak; yetkililerin “canım istedi, verdim” şeklindeki keyfî erişim engeli kararlarından, teknoloji tekellerinin de bunları “yaptım, oldu” anlayışıyla uygulamalarından artık bıktım. Bu tabloya tahammül edemiyorum. 

İçerik paylaşmadan önce defalarca kez düşünmek, otosansür uygulamak zorunda kalmak, “acaba başıma bir şey gelir mi?” diye kaygılanmaktan hayli yoruldum. Yurttaşlar da bundan azade değil ama bu, özellikle gazeteciler için artık hayatın olağan akışına dönüştü. Dolayısıyla bu konuda yalnız olmadığımı da biliyorum. Hepimiz aynı baskıyı hissediyoruz ama iş bu sıradanlaşmış hak gaspına tepki göstermeye gelince bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insan olduğumuzu görüyorum, görüyoruz. Bu nedenle de kendi kendimizi yiyip bitirmek, bu hak ihlallerine karşı bir paylaşım yaparak kendi gazımızı almaktan öteye gidemiyoruz. Fakat bu bireysel tepkiler, ne yazık ki bu kurumsallaşmış baskıyı sarsmaya yetmiyor.

Bugün artık şunu açıkça görmek zorundayız: Bu mesele sadece birinin sosyal medya paylaşımının, bir haber sitesinin ya da bir YouTube kanalının engellenmesi değil. Bu mesele, hepimizin hakkı olan bilgiye erişimin, ifade ve basın özgürlüğünün, dijital kamusal alanda var olmanın engellenmesidir. Bu sadece gazetecilerin, hak savunucularının ya da siyasi muhaliflerin değil, hepimizin meselesi.

Eğer bu gidişatı değiştirmek istiyorsak, birlikte hareket etmeliyiz. Sessiz kalmamakla başlayabiliriz. Sadece paylaşarak değil, ısrar ederek, sorarak, hatırlatarak. Aksi takdirde bir sabah uyandığımızda, sadece içeriklerin değil, onlara vereceğimiz tepkilerin de sessizliğe gömüldüğü bir dijital boşlukla karşılaşabiliriz.